Sosyal Algı Nasıl Oluşur?
İlk İzlenim Oluştururken Düşülen Yanılgılar

Sosyal Algı nedir?
Günlük yaşamımızda karşılaştığımız olayları, kişilerin davranışlarını ve kendi davranışlarımızı anlama çabamız ve bu olgularla olan etkileşimimiz sosyal psikolojide sosyal biliş veya sosyal algı olarak tanımlanır.
Sosyal algı iki farklı süreç sonucu ortaya çıkabilir. Bunlardan ilki otomatiktir ve sosyal bilgileri kullanarak zahmetsiz şekilde kişileri ve olayları tanımamızı ve anlamamızı sağlar. İkinci yöntemde ise aynı sosyal bilgiyi derinlemesine işlemek ve efor harcanan bu süreç sonunda bir yargıya varmak söz konusudur.
18. yüzyılda Spinoza tarafından öne sürülen “insanların bir bilgiyi ilk gördüklerinde veya öğrendiklerinde ona direkt olarak inandıkları, ancak bir bilgiye inandıktan sonra geri dönüp yanlış olma ihtimalini hesaba kattıkları” tezi sonradan bilimsel araştırmalar tarafından doğrulanmıştır.
Sosyal algının iki adımı
İzlenim oluşturma başkalarının ilk göze çarpan en belirgin özelliklerine dayanır. Sosyal algının ilk adımını oluşturan izlenim oluşturma sürecinden sonra kişilerin neden belli bir şekilde davrandıklarını anlamaya çalışırız. Erişilebilen sosyal ipuçlarından yola çıkarak insan davranışlarının altında yatan nedenleri çıkarsama sürecine ise atıfta bulunma denir. Bu da sosyal algının ikinci adımını oluşturur.
İzlenim oluşturma bir başkası hakkında farklı kaynaklardan gelen bilgileri bir yargı haline getirme sürecidir. Bu süreç yeni gelen bilgiler ışığında sürekli yenilenerek değişen dinamik bir süreçtir.
Başkaları hakkındaki izlenimlerimizi kimi zaman onların bize sözel olarak ilettikleri bilgilere dayanarak oluştururken kimi zaman da sözel olmayan bilgilere dayanarak oluştururuz. Sözel olmayan iletişim kaynaklarından en önemlileri yüz ifadesi, göz teması, fiziksel görünüm, beden dili ve kişisel mesafedir.
Özellikle insanların bize doğru söylemediği inancını taşıyorsak onların sözel olmayan ipuçlarına daha çok dikkat ederiz. Böyle durumlarda insanların önce yüz ifadelerine sonra beden hareketlerine en son olarak da söylediklerine dikkat ederiz. İnsanlar sözel olmayan bilginin insanın gerçek duygularını sözel olan bilgiye oranla daha doğru yansıttığını düşünür ve araştırmalar bu düşüncenin doğru olduğunu gösteriyor.
Sözel olmayan ipuçları
Yüz İfadesi: İnsanlar hangi kültürden olursa olsun insan fotoğraflarına bakarak altı temel duyguyu doğru biçimde ayırt edebilirler. Darwin’e göre bu, insanlar için yaşamsal bir işlevdir. İnsanların yüz ifadelerini anlamak kişiler hakkındaki düşüncelerimizi ve beklentilerimizi şekillendirir. Yaşamsal işlev tezine göre en çok “tehlike” belirten yüz ifadeleri dikkat çekmektedir.
Göz Teması: Kişilerin neler hissettiğini birbirlerine bakışlarının yönü ve yoğunluğundan anlayabiliriz. Birbirleriyle rekabet eden insanlar rakiplerinin gözlerine bakarlar. Çoğunlukla Kuzey Amerikalı ve Ortadoğulular konuşurken karşısındaki insanın direkt gözlerine bakmayı tercih eder, Japonlar ve Koreliler ise direkt göz temasından kaçınır.
Fiziksel Görünüm: Fiziksel güzellik, özellikle güzel bir yüz birçok olumlu beklentiyi beraberinde getirir. Araştırmalarda katılımcılar güzel kişileri güzel olmayanlardan daha ilginç, sıcakkanlı, dışa açık ve sosyal açıdan yetenekli bulmuşlardır. Ayrıca “bebek yüzlü” insanların daha saf, dürüst, kibar ve sıcakkanlı oldukları sanılır.
Beden Dili: Beden hareketleri kişiden kişiye ve kültürden kültüre farklılık gösterir. Örneğin Kuzey Amerikalılar ve Japonlar çok fazla temas odaklı değilken Latin Amerikalılar, Koreliler ve Ortadoğulular arkadaşlık göstergesi olarak sık sık kucaklaşırlar.
Kişisel Mesafe: Bu da kültürler arasında büyük farklar görülen bir alandır. Örneğin Kuzey Amerikalılar ve Kuzey Avrupalılar genellikle sosyal etkileşimde aralarındaki mesafeyi korurken Güney Amerikalılar ve Ortadoğulular birbirlerine çok yakın dururlar.
.jpg)
Kişilikler hakkında izlenimler nasıl oluşur?
İnsanlar başkalarıyla ilk karşılaşmalarında genel görünüş ve giyim kuşam gibi kolay gözlenebilen, fiziksel, sözel olmayan bilgilere başvururlar. Tanışılan kişiyle etkileşim ilerledikçe izlenimlere daha ayrıntılı ve betimleyici özellikler eklenir. İzlenimler daha soyut hale gelir ve belirli davranış özelliklerine daha az dayanır. Bu betimleyici, soyut sıfatlara kişilik özelliği adı verilir. Bunlar durağan niteliklerdir; akıllı, şüpheci, sevimli, kaba olmak gibi.
Araştırmacılar bu noktada şu soruya yanıt aramıştır: Bir başkası hakkında anlamlı bir bütün oluşturmak için insanların kişilik özellikleri birbirine mi eklenir yoksa ortalamaları mı alınır?
Yapılan araştırmalar ortalama modelinin toplama modelinden daha fazla geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Anderson-Norman iki çok olumsuz kişilik özelliğinin, iki çok olumsuz ve iki daha az olumsuz kişilik özelliğinin bir araya gelmesi durumundan daha olumsuz bir izlenime yol açtığını ortaya koymuşlardır; ancak bu modelde kullanılan varsayım bütün kişilik özelliklerinin “eşit ağırlıkta” olduğudur.
Salomon Asch ise bütün kişilik özelliklerinin eşit ağırlıkta olmadığını, bazı kişilik özelliklerinin varlığının diğer kişilik özelliklerinin varlığı varsayımını beraberinde getirdiğini iddia etmiştir ve bunlara temel kişilik özellikleri demiştir. Örneğin Asch cana yakın ya da soğuk olmanın temel bir kişilik özelliği olduğunu ileri sürmüştür. Cana yakın bir kişinin becerikli, gayretli ve azimli olması olumlu anlamlar taşırken soğuk bir kişinin aynı özellikleri daha olumsuz bir bütün içinde değerlendirilebilir.
İzlenim oluştururken düştüğümüz yanılgılar
İzlenim oluşturma her zaman belirtildiği kadar sistematik olmaz, bazen bu süreçte kimi yanılgılara düşeriz. Bu anlamda beş tür yanılgıdan söz edilebilir.
- Gizil Kişilik Kuramları: Kişilik özellikleri hakkında pek de farkında olmadığımız kuramlarımız vardır. Kanılarımız hangi kişilik özelliklerinin bir arada bulunduğu hakkında önceden belirlenmiş düşünce ve inançlarımızla şekillenir. Bu varsayım ve inançlar sistemine gizil kişilik kuramı adı verilir. Burada bütün iyi özelliklerin ve bütün kötü özelliklerin bir arada olduğu varsayımı geçerlidir. Birbiriyle çelişen bilgilerin varlığında bile insanları iyi veya kötü olduklarına dair tutarlı bir bakışla görmeye yöneliriz. Bu tutarlılığa erişmeye çalışırken de çelişen bilgileri görmezden gelme veya çarpıtarak algılama eğilimimiz artar.
- Olumluluk Yanılgısı: İnsanlar hakkında olumsuzdan çok olumlu değerlendirmeler yapma eğilimine olumluluk yanılgısı denir. Boucher ve Osgood bu eğilime Polyanna Prensibi adını vermişler, yanılgının sebebini insanların kendilerini yaşamlarında güzel şeyler, iyi insanlar olduğu zaman daha iyi hissediyor olmalarıyla açıklamışlardır.
- Olumsuzluk Yanılgısı: Bazen başkalarını olumlu görme eğilimimiz olumsuz bir kişilik özelliği gördüğümüz zaman bunu olduğundan daha fazla önemsememize ve kişi hakkında izlenim oluştururken bu olumsuz özelliğe daha çok ağırlık vermemize yol açar. Bu yaklaşımın sonucu olarak olumlu bir izlenimi değiştirmek olumsuz bir izlenimi değiştirmekten daha kolaydır.
- Öncelik ve Sonralık Etkisi: Bir kişi hakkında izlenim oluştururken o kişi ile ilgili edindiğimiz ilk bilgilerin daha sonra edindiğimiz bilgilerden daha etkili olmasına öncelik etkisi denir. Bu konuya getirilen bir açıklama, başta öğrendiğimiz bilgilerin bir bilişsel şema oluşturdukları ve daha sonra gelen bilgilerin bu şema çerçevesinde değerlendirildiği yönündedir. Örneğin bir kişi hakkında edindiğimiz ilk bilgi onun saldırgan birisi olduğu yönündeyse, onun tartışmayı seven bir olduğuyla ilgili duyacağımız ikinci bir bilgiyi olumsuz yorumlarız. Oysa kişi ile ilgili ilk duyduğumuz onun entelektüel biri olduğu ise tartışmayı sevmesini olumlu bir şekilde yorumlamaya yöneliriz.
Araştırmalar, karar vermek için az zaman olduğunda ve doğru karar vermenin büyük önem taşımadığı durumlarda öncelik etkisinin daha güçlü olduğunu göstermektedir.
Bazı durumlarda ise bir konuda son edindiğimiz bilgiler daha önce edindiğimiz bilgilere göre daha etkili olabilir, buna sonralık etkisi denir.
5-Ayla (Hare) Etkisi: Bir kişi hakkında edindiğimiz olumlu veya olumsuz izlenimler o kişi ile ilgili gelecek beklentilerimizi veya çıkarımlarımızı etkiler. Bir kişiyi “iyi” olarak algılarsak bütün diğer iyi özelliklere de sahip olduğunu düşünürüz. Aynı şey “kötü” olarak algılanan kişilerde de geçerlidir. O iyi veya kötü özelliklerin bir meleğin “ayla”sı gibi kişiyi sürekli belirleyeceği düşünülür.
Yapılan bir deneyde deneklere çok güzel, orta derecede güzel ve güzel olmayan insanların fotoğrafları gösterilmiştir. Sonra deneklerden her fotoğrafı güzellikle ilgili olmayan özellikler açısından değerlendirmeleri istenmiştir. Deney sonucunda güzel kişiler hemen hemen bütün olumlu özelliklere sahip olarak değerlendirilirken güzel olmayanlar en düşük değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yani fiziksel güzelliğe sahip insanların diğer olumlu özelliklere de beraberinde sahip olacakları, çirkin kişilerin başka özelliklerinin de olumlu olmayacağı kanısı ortaya çıkmıştır.
Tüm bu bilgiler gösteriyor ki önemli bir karar alırken yanılgıya düşmemek adına dikkatlice düşünmek gerekir.
“Sosyal Biliş” her psikoloji alanı gibi zamanın ve bilimin değişiminden etkilenmektedir. Daha önceleri bu alan sadece sosyal algı yönünden çalışılmaktayken 1970’lerdeki Bilişsel Devrim’in ardından bilişsel süreçler de sosyal biliş alanının altında çalışılmaya başlanmıştır.
2000’li yıllarda ise beynin yapısının ve işleyişinin psikolojide artan önemi ile birlikte sosyal biliş ile sinirbilim arasındaki etkileşim de artma eğilimine girmiştir ve bu etkileşim günümüzde de hız kesmeden devam etmektedir.
Kaynak:
Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar; Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Doç. Dr. Zeynep Cemalcılar, Üniversiteli Kitabevi, 2023
