Cumhuriyet’in İlanı: 29 Ekim 1923 Günü Neler Yaşandı?

“Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!” sözlerini duymayan, bilmeyen var mı?
28 Ekim 1923 akşamı Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresinden bir gruba Çankaya’da söylediği bu sözler son yıllarda her Cumhuriyet Bayramı’nda o kadar çok paylaşıldı ki adeta bir slogan niteliği kazandı.
Oysa bu sözlerin ardından ertesi gün neler olup bittiği pek bilinmez. Şimdi gelin, o sözlerin hangi bağlamda söylendiğine ve o tarihi günde neler yaşandığına yakından bakalım.
Cumhuriyet’e doğru gelişmeler
1923 yılı içinde yapılan seçimlerde Meclis yenilenmiş, hemen tüm bölgelerde Müdafaa-i Hukuk (Halk Fırkası) adayları kazanmıştı. Ne var ki yeni Meclis’in üyeleri arasında İttihatçı kökenlerinden kopamayan isimler, İsmet Paşa ile kırgınlığı yüzünden istifa eden Rauf Bey’in tarafını tutanlar, bakan olmak için hizipçilik yapanlar, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına şüpheyle yaklaşanlar vardı.
Pek çoğu “cumhuriyet” kelimesinden öcü gibi korkan tüm bu isimlerin yol açtığı istikrarsızlık ortamında yoğun eleştiriler alan Ali Fethi Bey kabinesi hızla yıpranmaya başlamıştı.
O zamanki anayasa gereği kabine üyeleri Meclis tarafından tek tek oylanarak seçiliyor, bu da uygulamada önemli sorunlara yol açıyordu. Ekim ayında yeni kabine üyelerinin seçimi konusunda başlayan çekişmeler adım adım bir bunalıma doğru ilerledi.
23 Ekim’de Meclis İkinci Başkanı Ali Fuat Paşa görevinden istifa etti ve İkinci Ordu Müfettişliğine döneceğini açıkladı.
24 Ekim’de Başbakan Ali Fethi (Okyar) Bey, başbakanlık ile birlikte yürütmekte olduğu İçişleri Bakanlığı görevini esas görevine yoğunlaşmak gerekçesiyle bıraktı.
25 Ekim’de toplanan Halk Fırkası grubu, Mustafa Kemal Paşa’nın fikrini sormaya gerek duymadan muhalif isimlerden Rauf (Orbay) Bey’i Meclis İkinci Başkanlığı’na, Sabit (Sağıroğlu) Bey’i de İçişleri Bakanlığı’na seçti.
Bu seçimleri hoş karşılamayan Gazi Paşa, tam da bu noktada hesaplanmış bir risk alarak krizi değerlendirme yoluna gitti. Planı, muhalefete kabineyi kurma fırsatı vererek muhalefetin gerçek gücünü -veya güçsüzlüğünü- ortaya çıkarmaktı.
26 Ekim’de Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında kendisinin talebi üzerine Ali Fethi Bey dahil tüm bakanların istifa etmeleri ve yeni kabine seçiminde yeniden aday olmamaları üzerinde anlaşıldı. Görevinin hassas niteliği gereği Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa bu kararın dışında tutuldu.
27 Ekim’de Ali Fethi Bey kabinesi istifa etti. Yeni kabinenin oluşturulması için Meclis’te yoğun bir kulis faaliyeti başladı.
28 Ekim’de Halk Fırkası Grubu Yönetim Kurulu tarafından bir kabine listesi hazırlandı. Mustafa Kemal Paşa bu kadar çok heveslinin bulunduğu bir ortamda Meclis çoğunluğunun güvenini elde edebilecek bir Bakanlar Kurulunun ortaya çıkarılamayacağını biliyordu. Gerçekten de liste kabul görmedi, hatta listedeki bazı isimler bile listeye itiraz etti ve tüm çabalar sonuçsuz kaldı.
28 Ekim akşamı Mustafa Kemal Paşa kendisine yakın bazı isimleri akşam yemeğine davet etti. Bu isimler İsmet (İnönü), Kâzım (Özalp), Ali Fethi (Okyar), Ruşen Eşref (Ünaydın), Fuat (Bulca), Kemalettin Sami (Gökçen) ve Halit (Karsıalan) idi. Yemek sonrası cumhuriyet düşüncesini açan Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi konuklar tarafından memnuniyetle karşılandı ve ertesi gün yapılacaklar konusunda uzlaşıldı.

Saat 23.00’e doğru konuklar ayrıldıktan sonra Mustafa Kemal ile İsmet Paşa baş başa vererek Anayasa’da yapılması gereken değişikliklere yönelik yasa tasarısı metni üzerinde çalıştılar. Bu metnin taslağı aslında Mustafa Kemal Paşa’nın yaz aylarında Adliye Vekili Seyyid Bey ile yaptığı çalışma neticesinde ortaya çıkmıştı. Yani Mustafa Kemal Paşa her zaman olduğu gibi önceden hazırlığını yapmış, yalnızca koşulların olgunlaşması için doğru zamanı beklemişti.
Cumhuriyet’in ilan edildiği gün
29 Ekim 1923 Pazartesi sabahı Ankara güneşli bir güne uyandı. Meclis’te önemli konuların konuşulacağını duyan halk, saat 9.30’dan itibaren akın akın gelerek Meclis’in karşısındaki millet bahçesinde toplanmaya başladı.
Şiddetli bir soğuk algınlığı geçirmekte olan Mustafa Kemal Paşa o sabah Çankaya’da Fransız gazeteci Maurice Pernot’a bir mülakat veriyordu. Gazetecinin Türkiye’de Fransız düşmanlığı olup olmadığına yönelik bir sorusu üzerine, “Türkler bütün medeni milletlerin dostlarıdır… Memleketler çeşitlidir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin ilerlemesi için de bu yegâne medeniyete katılması lazımdır.” ifadelerini kulandı.
.jpg)
Saat 10.00’da Ali Fethi Bey parti grup toplantısını açtı. Görüşmelerde yeni Bakanlar Kurulu üzerinde müzakereler devam etti; ancak soruna yine bir çözüm bulunamadı. Bunun üzerine önceki akşam Çankaya toplantısına katılmış olan Kemalettin Sami Paşa, kördüğüme dönüşen sorun için Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın görüşünün alınmasını önerdi.
Öneri kabul edilince Gazi Paşa Meclis’e davet edildi. Çankaya’dan eşi Latife Hanım ile birlikte Meclis’e gelen Paşa, yeni taktırdığı dişleri henüz yerine oturmadığı için hem ağrı çekiyor hem de konuşurken sesi ıslıklı çıkıyordu. Bu nedenle çıktığı kürsüde çok kısa konuştu, sorunun çözümü için kendisine bir saat süre verilmesini istedi. Bu bir saatlik arada Meclis’teki odasına çağırdığı bazı kilit milletvekillerine bulduğu çözümü anlatarak onların desteğini elde etti.
Saat 13.30’da grup toplantısı yeniden başladığında kürsüye çıkan Mustafa Kemal Paşa, asıl sorunun Anayasa’dan kaynaklandığını, bakanların tek tek Meclis tarafından seçilmesinin Bakanlar Kurulu içinde uyum sağlanamamasına, güven eksikliğine ve karışıklıklara yol açtığını belirtti ve bunalımın çözülmesi için Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını öngören önergeyi sundu.
Önerge çerçevesinde Anayasa’nın birinci maddesinin sonuna “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir” cümlesi ekleniyor, çağdaş parlamenter sistem getiriliyordu.
Önergenin okunmasıyla kimi parti üyeleri şaşkınlıkla homurdanmaya başladılar.
Önerge üzerine grup toplantısında Sabit (Sağıroğlu), eski valilerden Hazım Tepeyran, Yunus Nadi, Ahmet Vehbi (Bolak), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Adalet Bakanı Seyid, Abdurrahman Şeref Beyler ve İsmet (İnönü) Paşa söz aldılar.
Yunus Nadi, “Aslında yeni bir şey yapmıyoruz. Meclis’in kurulduğu 1920’den beri uyguladığımız modele açıklık getiriyoruz. Uygulanan modeli Cumhuriyet olarak ilan ediyoruz.” derken İsmet Paşa, “Millet egemenliğini ve kaderini fiili olarak eline almıştır. Bu da Cumhuriyettir. O halde bunu hukuksal olarak dile getirmekten neden çekiniyoruz?” ifadelerini kullandı.
%20(1)(1).jpg)
Meclis’in en yaşlı üyesi Hukukçu Abdurrahman Şeref Bey ise şöyle konuştu: “Hükümet şekillerinin burada teker teker sayılmasına gerek yoktur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır; ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”
Grup toplantısının sonuna doğru Abdullah Azmi Efendi “Bu iş çok önemlidir. Bu konu yeterince görüşülmedi, daha görüşülsün” şeklinde bağırsa da görüşmelerin yeterliliği kabul olundu.
Grup toplantısından sonra değişiklik önergesi görüşülmek üzere Anayasa Komisyonuna gönderildi ve orada çok ufak değişikliklerle benimsenerek ivedilikle görüşülmek üzere Genel Kurul’a sunuldu.
Saat 18.00’de Meclis Genel Kurul toplantısına geçildi. Burada önce Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus (Nadi) Bey teklifle ilgili açıklamalarda bulundu. Daha sonra söz alan Saruhan Milletvekili Vasıf (Çınar) Bey, hâlâ saray etrafında toplanan bir zümre bulunduğunu, milletin artık bir sultan istemediğini, Türk milletinin ancak kendi kendisinin efendisi olduğunu belirterek “Türk milletinin kanını emerek, Türk milletini daima köle gibi görerek onların arkasında şahsi menfaatlerini gütmek isteyen ve onlar peşinde koşan ne kadar hain varsa hep beraber yıkılacaktır.” ifadelerini kullandı.
Konya Milletvekili Eyüp Sabri Efendi ise hükümetin kurulduğu günden beri cumhuriyet olduğunu, bazı ihtiras ocaklarını alevlendirmemek için bunun açıklanamadığını, artık gerçek niteliğini açıklamanın zamanının geldiğini söyledi.
Antalya Milletvekili Rasih Efendi de konuşmasında “Türk milletinin ihtilal ile kurduğu devletinin bundan sonra başında ırsen (babadan geçme) gelmiş, oturmuş kimse görmeyeceğini” söyledi.
Bundan sonra maddelerin görüşülmesine geçildi.
Rejimin yeni adını koyan Birinci Madde, üzerinde hiç tartışma olmadan saat 19.37’de coşkulu alkışlarla kabul edildi. Devletin dinini ve dilini belirleyen 2. Madde hakkında Şair Mehmet Emin (Yurdakul) Bey söz aldı ve yaptığı heyecanlı konuşmada Doğu Roma ve İran İmparatorluklarının karşısına “bir elinde asa ve bir elinde kılıcıyla çıkarak Allah’ın hükümetini kuran” Muhammed Pegamber’e atıfla Allah’ın hükümetinin cumhuriyet olduğunu söyledi. Aynı maddeye ilişkin söz alan Şeyh Saffet Efendi, dine ilişkin ifadenin zaten var olanın açıklığa kavuşturulması olduğunu söyleyerek “Biz bugün anayasamızda cumhuriyeti açıkça belirtmekle tamamen Dört Halife devrine geri dönmüş bulunuyoruz” dedi. Bu maddede yer alan resmi dil konusunda söz alan olmadı.
Kalan maddelerden sadece 10. Madde’ye ilişkin olarak bağımsız Milletvekili Emin Bey diğer milletvekillerinin engelleme girişimlerine rağmen cumhurbaşkanının bir sonraki meclis tarafından seçilmesini istedi ve “cumhurbaşkanı çoğunluk partisinin değil, bütün milletin malı olmalıdır” ifadelerini kullandı. Geri kalan maddeler aynen kabul edildi.
Böylelikle görüşmelerin tamamlandığı saat 20.30’da Cumhuriyet resmen ilan edilmiş oldu.
Kabul edilen 364 Sayılı Kanun ile Anayasa’nın yenilenen 6 maddesi aşağıdaki şekilde değişti:
Madde 1: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü, halkın kaderini kendi eliyle yönetmesi temeline dayanır. Türkiye Devleti’nin hükümet biçimi cumhuriyettir.
Madde 2: Türkiye Devleti’nin dini İslam dinidir. Resmi dili Türkçedir.
Madde 3: Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi’nce yönetilir. Meclis, hükümetin bölündüğü yönetim şubelerini bakanlar aracılığı ile yönetir.
Madde 10: Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM genel kurulunca ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Başkanlık görevi yeni cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek caizdir.
Madde 11: Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Bu kimliği ile gerekli gördükçe Meclis’e ve Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.
Madde 12: Başbakan, Cumhurbaşkanı’nca ve Meclis içinden seçilir. Öteki bakanlar, başbakan tarafından yine Meclis üyeleri arasından seçildikten sonra tümü Cumhurbaşkanı’nca Meclis’in onayına sunulur. Meclis toplantı halinde değilse onaylama işi Meclis’in toplanmasına ertelenir.
Yasanın kabulü ile Meclis’te oluşan coşkulu hava, Mehmet Emin Bey’in davetiyle tüm Meclis’in ayağa kalkarak “Yaşasın Cumhuriyet!” şeklinde bağırmasıyla zirveye ulaştı.
Ardından, cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Divan kâtibi Ruşen Eşref Bey başkanlık kürsüsünden alfabetik sırayla seçim yeri belirterek isimleri okumaya başladı. 100 milletvekilinin çekimser kalarak oylamaya katılmadığı gizli oylamada sandıktan sadece Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa’nın adı çıktı.
Saat 20.45’te oylamaya katılan 158 milletvekilinin oybirliği ile Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi. Dakikalarca süren, dinleyicilerin de katıldığı alkışlardan ve “Yaşa, Varol” seslerinden sonra Mustafa Kemal Paşa teşekkür etmek için kürsüye çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaptı.
Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine yaptığı konuşma
“Saygıdeğer arkadaşlar,
Dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek heyetinize teklif edilen kanun tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye devletinin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti, milletlerarası adıyla adlandırıldı.
Bunun tabii bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya meclis başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yaptırdığınız bu görevi, cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınıza, bu aciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. Bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce heyetinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi arz ederim.
Efendiler, asırlardan beri Doğu’da haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu.
Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış, kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükûmetin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı'nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum.
Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”
Kutlamalar ve kutlamamalar
Meclis’in tarihi birleşimi Cumhuriyet’in gelecekteki başarısı için edilen dua ile son buldu.
Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte muhafız taburu tarafından 101 pare top atışı yapıldı. Bunun için toplar Meclis’in altındaki yola çıkarıldı ve namluları istasyon tarafına çevrilerek ateş edildi. Aynı esnada karar tüm yurda telgraflarla bildirildi.
Bir süre tebrikleri kabul eden Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Meclis Başkanlık Odası’na geçerek burada İsmet Paşa ve Ali Fethi Bey ile bir süre görüştü. Daha sonra bu üçlü otomobillerle Çankaya’ya giderek görüşmelerine devam etti. Bu görüşmede Mustafa Kemal Paşa İsmet Paşa’ya Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurmasını teklif etti, İsmet Paşa da teklifi kabul ederek temaslarına başladı.
Saatler gece yarısını gösterdiğinde başkent ve İstanbul hariç tüm vilayetlerde 101 pare top atışı yapıldı, pek çok yerde halk sokaklara döküldü.
Cumhuriyet’in ilanına sevinenler olduğu kadar sevinmeyenler de vardı.
Kutlamalardan biri de Trabzon’da yapılmaktaydı. Erzurum’dan İstanbul’a gitmekte olan Kâzım (Karabekir) Paşa o gece Trabzon’da konaklıyordu. Toplar gürlemeye başlayınca bu atışların ne olduğunu sorduğu 3. Tümen Komutanı Kâzım (Orbay) Paşa, yanıt olarak Meclis’in Cumhuriyet’i ilan ettiğini, kutlamanın bunun için yapıldığını söyledi.
Karabekir Paşa’nın “Neden bana sormadınız?” sorusuna Orbay Paşa’nın “Sorsaydım top atmamaklığımı mı emredecektiniz?” cevabını vermesi üzerine Karabekir Paşa, “Hayır, ama biz bunu konuşmamıştık” dedi!
İstanbul’da ise gerekli tertibatın alınıp topların hazırlanması saat 03.10’ü buldu. O saatte önce Selimiye Kışlası’ndan, sonra Yavuz Zırhlısı’ndan, Beyazıt Meydanı’ndan ve diğer yerlerden topların ateşlenmesiyle halk sokaklara fırladı.
O gece İstanbul’da bulunan ve top sesleriyle uyanan muhalif isimler Rauf Bey ile Ali Fuat ve Refet Paşalar da top atışlarının sayısı yüzü bulunca Cumhuriyet’in ilan edildiğini anlamış oldular.
Türkiye, 30 Ekim 1923 sabahına yeni bir rejimle uyanıyordu: Cumhuriyet!
Kaynaklar:
1-Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu, Faruk Alpkaya, İletişim Yayınları
2-Cumhuriyet’in İlk Yılı; Banu İşlet, Binnur Mörel Büyükertan, Eser Demirkan, Yapı Kredi Yayınları
3-Atatürk, Andrew Mango, Remzi Kitabevi
4-Türk Devrim Tarihi, Şerafettin Turan, Bilgi Yayınevi
