Moliere’in “Hastalık Hastası”nda
Hipokondriyazis ya da Sağlık Kaygısı



Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Doç. Dr. İsmail Mete Şaylan, Molière’in klasik eseri “Hastalık Hastası”ndan yola çıkarak hipokondriyazis (sağlık kaygısı) üzerine önemli bilgiler ve güncel psikiyatrik yaklaşımlar paylaştı.

Molière’in ünlü ''Hastalık Hastası'' oyununda Argan, sürekli doktorlara başvuran ve sağlığı konusunda aşırı kaygılı bir adamdır.

Onun komik yanı, gerçek bir hasta olmamasına rağmen hastalığına saplantılı derecede inanmasıdır. Dramatik taraf ise Argan, sağlık takıntısının kurbanı olmuş bir karakterdir; ancak bu takıntısı onu manipülasyona açık hale getirmektedir.

Molière, Tartuffe oyununun önsözünde şöyle der: “Eğer komedinin görevi insanların kusurlarını düzeltmekse… tiyatronun bu düzeltme için büyük bir erdemi olduğunu gördük… çoğu insanı kendi kusurlarının resmedilmesinden daha iyi hiçbir şey yola getiremez.”

Tiyatro seyircisi, oyun sayesinde duygularına hâkim olmayı öğrenir ve fazlalıkları törpüleyen bir “duygusal arınma” yaşamış olur.

Hastalık Hastası’nda seyirci, Argan’ın hipokondrisi üzerinden kendi kaygılarını, mantık dışı korkularını ve otoriteye teslim olma eğilimini tanır.

Bugün Hastalık Hastası oyununa baktığımızda modern psikiyatrinin tanımladığı pek çok kavramı görüyoruz. Argan’ın durumu DSM-V terminolojisiyle sağlık kaygısı ve somatik belirti bozukluğu özelliklerini taşır. Vücudundaki en küçük duyumu felaket olarak yorumlar, doktor doktor dolaşır, tıbbi güvence arar ve çevresince sömürülür.

Bugün biliyoruz ki beden duyumlarının algılanması yalnızca biyolojik değildir; dikkat, duygu düzenleme, travma geçmişi, aile dinamikleri ve öğrenilmiş korkular algıyı şekillendirir.

Argan’ın sürekli kendi bedenini dinlemesi alarm sistemini hep açık tutar; küçük hisler büyür, bedensel sinyaller kaygı filtresinden geçerek “tehlike” olarak yorumlanır.

Molière’in yarattığı ironi şudur: Argan hasta değildir; ama hasta hissetmektedir ve bu his gerçek fiziksel acı kadar yoğundur. Bugün psikiyatri bu durumu “acı gerçektir, kaynağı zihindedir” şeklinde açıklamaktadır. Bu bağlamda oyun, modern psikosomatik tıbbın en temel dersini sahneye koyar.


Hipokondriyazis adıyla bilinen sağlık anksiyetesi bozukluğunun yaşam boyu prevalansı %5,7 civarındadır. Bu durum kısaca “ciddi, tanı konulamamış bir tıbbi durumu olduğu ya da gelişeceği endişesini taşımak” olarak tanımlanabilir; ancak hastaların bu kaygılarından dolayı günlük yaşamları etkilenmiştir. Normal çıkan muayene ve laboratuvar sonuçlarına rağmen endişe devam eder.

Bu kişiler normal beden duyularına aşırı dikkat eder ve ciddi bir hastalığın belirtisi olarak yorumlar. İnternet üzerinde sağlık ile ilgili bilgileri araştırmakla geçirilen zamanda artış bu durumun gelişmesi için önemli bir risk etkenidir. Bu kaygının sonucu daha fazla sağlık talebi, daha fazla işlevsellik kaybı, görüntüleme, laboratuvar, doktor vizitleri gibi artan kaynak kullanımıyla birlikte daha fazla ekonomik yük anlamına gelmektedir. Doktorların yaptığı ek araştırmalar ve tedavi girişimleri hastanın kaygısını daha da artırarak hastalığın daha da ağırlaşmasına neden olmaktadır.

Bu hastalar maalesef psikiyatri uzmanlarından çok diğer branş doktorlarına başvurma eğilimindedirler. Bir grup hipokondriyazis hastasının bedensel bir hastalığı olsa dahi mevcut durumu ile orantısız miktarda fazla kaygıları ve aşırı uğraşları vardır. Altta yatan fiziksel bir hastalığın olması hipokondriyazis tanısını dışlamaz.

Hastaların bir grubu sürekli doktorlara giderken bir hastalık bulunamamasına tepkilidir; doktorların yetersiz olduğunu ya da az ilgi gösterdiğini düşünürler. Sürekli deri lezyonlarını, saçlarında dökülmeyi ve fiziksel değişiklikleri ararlar. Ölüm ve sakat kalma ile aşırı uğraşları vardır. Bu nedenle sürekli doktor değiştirip inceleme yapılmasını isterler.

Diğer grup hasta ise tıbbi ilgiden kaçınır. Çok ciddi kaygıları vardır ve ilk muayene veya laboratuvar değerlendirmesinde hayatlarını tehdit edecek bir hastalığın ortaya çıkacağını düşünürler.

Böyle bir hastanın bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve gereksiz incelemelerden kaçınılması gereklidir. Hasta psikiyatriste sevk edilirken terk edilmiş hissi yaratılmamalı, şikâyetlerinin anlaşıldığı hissettirilmelidir. Hastalığın tedavisi çoğunlukla psikofarmakoloji ve psikoterapi birlikteliğinde yapılır. Psikoterapi sırasında hastanın işlevsiz ve uyumsuz bilişsel inançlarını davranış değiştirme stratejileriyle tedavi etmeye odaklanılır. Ayrıca normal bedensel duyumlar ve bunların normal varyasyonları hakkında eğitim verilir Farkındalık temelli bilişsel terapiler ve grup terapileri de uygulanabilir. İşbirlikçi, hoşgörülü ve umutlu olan hastalar genellikle daha fazla fayda görürler; ancak bazı olgular daha dirençli olabilir.

Sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü ve sosyal izolasyon diğer psikiyatrik bozuklukların birçoğunda olduğu gibi hipokondriyaziste de risk faktörüdür. Dolayısıyla bu hastalıkta da sosyal eşitsizlik vardır.


Son yıllarda internet üzerinden yanlı ve yanlış bilgiye erişimin artması nedeniyle sağlık kaygısıyla yakından ilişkili benzer bir bozukluk olan “siber-kondri” (sanal hastalık) ortaya çıkmıştır.

Siber-kondri hem kaygı hem de tekrarlayıcı davranış unsurları içerir: Birey tekrarlayan ve zaman alıcı çevrimiçi sağlık araştırması yapar, bu araştırmalar sonucunda sıkıntı artar, diğer günlük faaliyetleri kesintiye uğrar. Sıkıntı arttıkça rahatlamak için bir doktora danışma ve onay alma ihtiyacı duyar.

Türkiye’de yapılan yeni bir araştırma (Özbaş C, et al Healthcare (Basel). 2025 Sep 26;13(19):2445) sağlık okuryazarlığı ile siber-kondri arasında anlamlı bir negatif ilişki olduğunu göstermiştir.

Giderek bir halk sağlığı sorunu olmaya başlayan bu durumun engellenmesi, ancak sağlık okuryazarlığının ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesiyle mümkün olabilir.

 

Doç. Dr. İsmail Mete Şaylan

Doç. Dr. İsmail Mete Şaylan, 1971 yılında İstanbul’da doğmuştur. Tıp eğitimini 1996 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak hekimlik mesleğine adım atmıştır. Psikiyatri uzmanlığını ise 2001 yılında İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Psikiyatri Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Ruh sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarını yıllar içinde derinleştiren Şaylan, Kasım 2021’de Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında doçentlik unvanını almıştır.

Klinik pratiğinin yanı sıra uluslararası araştırma deneyimine sahip olan Dr. Şaylan, 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) Beyin Araştırmaları Biriminde gönüllü araştırmacı olarak bulundu. 2006 yılında Viyana Klinik Araştırmalar Okulunda Psikiyatrik Klinik Çalışmaların Bilimsel Yönü eğitimini tamamlamış, aynı yıl Oxford Üniversitesinde Tıpta Sistematik Derleme eğitimine katılmıştır. 2017’de aldığı Adler Koçluk Eğitimi ile danışanlarla çalışırken bütüncül ve modern yaklaşımlar geliştirmiştir.

Doç. Dr. İ. Mete Şaylan şu an Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi’nde görev yapmaktadır.