Biz Neyi Kutluyoruz?
Yılbaşı mı Noel mi?

Son yıllarda ülkemizde her aralık ayında alevlenen bir tartışma şu soruları beraberinde getiriyor:
Kutlanan nedir? Kim neyi kutluyor? İnsanlar neyi kutlamalı? Müslüman yılbaşını kutlar mı? Kutlama yapan dinden çıkar mı? Kim özenti, kim değil? Kutlamaların hangisi din, hangisi alışkanlık hangisi kişisel tercih kökenli?
İşte bu soruların cevaplarını biraz olsun netleştirebilmek ve kafa karışıklıklarını azaltabilmek için konuyla ilgili faydalı bilgileri derleyen bir yazı hazırladık.
Hazırsanız başlayalım.
Bayramlar ve Özel Günler
Bugün insanlığın çok önemli bir bölümünün yaşamını belirleyen mesai-tatil ritminde arkaik kalıntılar gibi duran bayramlar ile kutsal ve özel günler, insanlığın zaman algısını belirleyen tarih öncesi üretim ve din-siyaset örgütlenmelerine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir.
Sanayi öncesi toplumlarda mevsim değişimleri üretim dönemlerini belirlediği için bu dönüşümler törenlerle karşılanmıştır.
Hıristiyan Batı’daki bayram günleri, asırlar boyunca bütün ticaretin durduğu kutsal günlere göre düzenlenmiştir. Toplumların laikleşmesi ve toplumsal olayların dini olayların önüne geçmesi sonucu günümüzde Noel ve bazı Yahudi kutsal günleri haricinde bu günler artık kutlanmıyor.
Çağdaş dünyada milli bayramlar ortaya çıkarken kutsal günler tatillere dönüşmüştür.
Anno Domini
.jpg)
Yılbaşı ve Noel konusuna girmeden önce, çok kullandığımız; ama kökenini yeterince bilmediğimiz Milat kavramına bakalım.
Bugün kullandığımız şekliyle yıllara seri sayılar verilmesi MS 525 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’nda yaşayan keşiş Dionysius Exiguus’un çalışmasıyla başladı. Papa I. Johannes tarafından Paskalya cetvellerini güncellemekle görevlendirilen Exiguus, tarihleme yaparken başlangıç olarak Hz. İsa’nın doğumunu aldı. Onun hesaplarına göre Hz. İsa Roma’nın kuruluşundan 754 yıl sonra doğmuştu. Onun belirlediği doğum tarihi olan 25 Aralık 754 “Anno Domini” (Tanrı’nın yılı) A.D.1 olarak adlandırıldı.
İlginç şekilde, bugün biliyoruz ki bu tarih aslında iki açıdan hatalıydı. Birincisi, Aziz Matta İncili’nde Hz. İsa’nın MÖ 4’te ölen Kral Herodes’in saltanatı sırasında doğduğu belirtilir, yani Exiguus en az 4 yıllık bir hata yapmıştır. İkincisi, Exiguus tarihlendirmeye doğrudan yıl 1 ile başlamıştı; çünkü o dönemde Batı dünyasında sıfır bilinmiyordu.
Milattan önceki yılların sıralanması, yani MÖ kavramının ortaya çıkması ise çok daha sonra, MS 1627 yılında gökbilimci Petavius tarafından geliştirilen soyut ve rasyonel aritmetik taslak ile gerçekleşecekti.
Yılbaşı
.jpg)
Tarihi yıllara göre düşünmek insana bir düzen hissi verir, insanın geçmişi ve geleceği daha iyi kavramasını sağlar.
Hayvancı Orta Asya toplumlarında koyun ve at sürülerine yıl kökünden yılkı denmesi, aynı kökten yılsığ sözcüğünün “servet” anlamına gelmesi, yılsonunda doğan yavruların serveti oluşturduğunu ve zamanın döngüsel olarak anlaşıldığını ortaya koyar. Germenlerde de yıl ve bolluk tek sözcükle ar olarak ifade edilirdi. Fransızcada heureux (mutlu) sözcüğü heur’den (talih) gelir, bunun da kökü heure, yani saattir.
Pek çok kültürde yılın başlangıç noktası yıllık yaşam döngüsünde uyanış başlamadan önce dinlenerek geçirilen döneme denk gelir.
Çoğu kültürde yeni yılın ilk günü, ölümün yerini hayata bıraktığı bir tür yeniden doğuş bayramı ve bir yenilenme zamanı olarak kutlanır.
Farklı kültürlerin yılsonu dönemleri arasında gözlemlenen benzerlik, bütün uygarlıkların zamanın geçişini geçici olarak dondurup kendilerini yenileme ihtiyacı duyduklarını gösterir.
Bilinen en eski yılbaşı törenleri Babillilerin mart ayı sonlarında kutladıkları ve 11 gün süren bahar bayramlarıdır. Romalılar da yılbaşı olarak baharın başlangıcı kabul ettikleri 25 Mart’ı benimsemişlerdi. Zaman içinde Roma imparator ve üst düzey görevlileri görevde daha fazla kalmak için takvimle o kadar oynadılar ki MÖ 153 yılında Roma senatosu mevcut takvimi yeniden düzenlemek zorunda kaldı ve yılbaşını 1 Ocak’a aldı.
Hıristiyanlığın güçlenmesiyle Roma İmparatorluğu’ndaki yılbaşı kutlamalarına karşı Katolik Kilisesi kendi kutlamalarını geliştirmek istedi. Bu doğrultuda 1 Ocak tarihini İsa’nın sünnet günü kabul etti. Yine de ortaçağ boyunca yılbaşı Fransa’da Paskalya yortusunda, Rusya’da 21 Mart’ta, İngiltere’de 25 Mart’ta, Doğu Roma’da 1 Eylül’de, İtalya’da 15 Aralık’ta kutlanıyordu.
Zaman içinde yılbaşı kutlamaları laikleştikçe, çeşitli geleneklerin birleşimiyle Noel törenlerinin parçası haline gelmiş âdetler de yılbaşı âdetlerine dönüştü.
Osmanlı ise yılbaşı kutlamalarını 1829 yılında İngiltere elçisi Haliç’teki bir gemide verdiği baloya kazasker, serasker gibi devlet adamlarını davet edince diplomatik bir zorunluluk olarak tanımıştır. İstanbul’un gayrimüslim semti Pera’da yapılan yılbaşı kutlamalarına seçkin Müslümanların da sessizce katıldığı görülür.
Cumhuriyet döneminde 1926 yılında Tayyare Piyangosu’nun yılbaşı çekilişi düzenlemesinden sonra 1929’da devlet üst kademesinin verdiği yılbaşı balosuyla yılbaşının kutlanması topluma yayılmaya başlamış, 1935 yılında çıkarılan, bayram ve tatilleri düzenleyen kanun ile yılbaşı resmi tatil olmuştur.
Paskalya

Esasen dini açıdan Paskalya Hıristiyanlar için Noel kadar önemli bir tarihtir, en azından ilk yüzyıllarda.
Erken dönem Hıristiyanlıkta en ciddi tartışmalar Paskalya’nın tarihinin tespit edilmesi üzerineydi. İncillere göre Hz. İsa Yahudilerin Hamursuz bayramı günü ölmüştür, bir başka deyişle Yahudi takviminde ilkbaharın başlangıcını izleyen dolunay günü. Hıristiyanlar Paskalya için yine ilkbaharda ama Yahudi takvimiyle ilgisi olmayan bir tarih bulmaya çalışırlar.
325 yılında yapılan İznik Konsili’nde Paskalya yortusunun ilkbahar ılımını izleyen dolunaydan sonraki ilk pazar günü bütün Hıristiyanlarca kutlanmasına karar verildi. Daha sonra 8. yüzyılda İznik’te belirlenen tarih netleştirildi ve ilkbahar ılımı 21 Mart olarak belirlendi. Bu seçimin birçok sonucu oldu. Paskalya değişken tarihli bir yortu olduğundan Hıristiyan takvimi çok karmaşık bir hal alıyordu. Paskalyaların tarihini önceden kestirmek sağlam gökbilim bilgileri gerektiriyordu. Bu yüzden tarih saptama bütün ortaçağ boyunca Hıristiyanların başlıca bilimsel kurgu alanlarından biri haline geldi.
Noel ne zamandır?

Geldik asıl konumuz olan Noel’e.
Noel, Hz. İsa’nın doğumu vesilesiyle kutlanan bir bayramdır. Kilise ve mezheplere göre Noel’i kutlama şekli değişkenlik gösterir. Asıl Noel günü Katolikler tarafından 25 Aralık’ta, Ortodokslar tarafından 6 Ocak’ta kutlanır.
Noel zamanı ise yaklaşık beş haftalık bir dönemdir. Dini yıl asıl Noel gününden önceki pazar günü başlar ve o gün Noel’e hazırlık sayılır. Bu sebeple o pazar günü “küçük perhiz” veya “bekleyiş perhizi” denilen perhiz yapılır. Noel bayramında çocuklara özel hediyeler verilir. Noel’i takip eden pazar günü aileye ithaf edilir. Sonraki pazar günü, Hz. İsa’nın doğum gününde Doğu’dan onu görmeye gelen müneccimler kutlanır, buna “Epifanya Bayramı” denir. Bunu takip eden pazar günü ise Hz. İsa’nın vaftiz bayramı kutlanır, böylece Noel zamanı sona erer.
Noel’in önemli geleneklerinden biri de Noel’e geri sayım takvimidir. İngilizce adı “advent calendar” olan bu gelenek eski zamanlarda çocuklara Noel heyecanını yaşatmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda aralık ayı başında evde 24 mum yakıp her gün bir tanesini söndürmek veya her gün yeni bir dua kartı asmak yoluyla Noel heyecanı yaşatılır. 20. yüzyılın başlarında Almanya’da 24 küçük pencereli takvimler üretilmeye başlanır. Daha sonra da 6 Aralık Aziz Nikola gününde âdet olan çocuklara küçük hediyeler verme uygulamasından esinlenerek bu takvimlere çikolatalar eklenmeye başlanır. Bu gelenek ile bir yandan çocuklara Noel heyecanı yaşatılırken küçük şeylerle mutlu olmaları da öğretilmiş olur. Advent döneminde ailenin büyükleri ise dua eder, ibadetlere katılır ve Noel için ruhen hazırlanır.
Noel kutlamaları nasıl başladı?
.jpg)
Noel’in kutlanmaya başlaması sanılandan çok farklı bir gerekçeye dayanır. Esasen Kilise ilk dönemlerde Hz. İsa’nın doğum gününün kutlanmasına karşıydı. Ne var ki toplumu kontrol edebilmek ve rakip inançlara baskın çıkabilmek için Noel “icat” edildi.
Hz. İsa’nın doğum günü kutlamaları 4. yüzyılda başladı. İncillerde Hz. İsa’nın doğum tarihine ilişkin hiçbir bilgi verilmemesine karşın kutlama için 25 Aralık seçilmiştir. Bunun iki sebebi vardır.
Kilise babaları başlıca Hıristiyan yortularını Güneş yılının önemli dönemlerine denk getirmeye çalıştılar. Paskalya’yı ilkbahar ılımına, Noel’i ise kış gündönümünün yakınlarına, yani günlerin uzamaya başladığı döneme. Yılın bu kavşak noktasında çok yaygın çoktanrıcı bayramlar da kutlanıyordu. Karnaval’ın kökenindeki Roma şenliği Saturnalia bayramları 24 Aralık’ta sona eriyor, 25 Aralık’ta alt edilemez Güneş’in doğuşu (natalis solis invicti) kutlanıyordu. Bu, ışık tanrısı Mitra onuruna düzenlenen bir törendi. Bu tören Romalı askerler tarafından Anadolu’dan getirilmişti ve 274 yılında İmparator Aurelianus tarafından benimsenmişti. Noel bu Mitra törenine denk getirildi. Aziz Augistunus vaazlarının birinde adaletin güneşi olan Hz. İsa’nın doğumunu anlatır.
Zamanla piskoposların ve imparatorların baskısıyla Noel, gündönümünün çoktanrıcı törenlerinin pabucunu dama atar.
Kış gündönümündeki çoktanrıcı törenlerle mücadele etmek adına Roma’da kutlanan Noel yortusunun bir amacı da Ariusçuluğun (Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olmadığını, yalnızca bir insan olduğunu ileri süren öğreti) Hıristiyanların içlerine kuşku düşürdüğü bir dönemde Hz. İsa’nın tanrısallığını ortaya koymaktı. Doğu’da da aynı nedenlerden ötürü 6 Ocak’ta Tanrı’nın yeryüzünde görünüşü anlamına gelen Epifanya yortusu kutlanıyordu.
İmparator Konstantin’in 337 yılında vaftiz edilip Hıristiyanlığı devlet dini yapmasından sonra 25 Aralık kutlamaları devamlılık kazandı, 354 yılında Roma Piskoposu Liberius’un Hz. İsa’nın doğum gününün kutlanabileceği kararıyla resmileşti.
Zamanla dinsel takvimle tarımsal takvimin birbirini kusursuzca tamamlaması sağlandı. Tarım faaliyetleri Mayıs’tan Ekim’e kadar yoğun geçer. Dinsel takvimde törenlerin en sık görüldüğü dönem tarımsal açıdan ölü döneme denk gelir, yani Kasım ayı ile Paskalya arasına. İki takvim birlikte, kırsal bir topluma bütünüyle uyan, tutarlı bir yapı oluştururlar.
Julius Sezar Roma takvimini siyasallaştırmıştı. O ve Augustus takvimi bir imparatorluk kültü yaratmak için kullanmışlardı. Hıristiyanlık onu kendine mal etti, değiştirdi, takvime yeni bir düzen getirip zamanın bilimsel ölçümünün Hıristiyanlığın simgesel anlamı altında kaybolmasını sağladı.
Noel Baba

Günümüzde Noel Baba global popüler kültürün önemli ve çok sevilen bir figürü. Gökyüzünde ren geyiklerinin çektiği kızakla uçan ve gittiği yere iyilikler götüren bu tonton yaşlı kim ola?
Batı dünyası Avrupalı adıyla Santa Claus’un kökenini Kuzey ülkelerine dayandırıyor. Hatta Finlandiya’nın Laponya bölgesinde Rovaniemi kentinde bir Noel Baba köyü bile var.
Oysa Hıristiyanlığın bu ikonik sembolünün kökenleri de Anadolu’ya dayanıyor. Bu tarihi figürü Yunanlılar Aziz Nikolaos, Slavlar Ded Moroz, Türkler ise Aziz Nikola veya Aya Nikola olarak biliyor.
Aziz Nikola dördüncü yüzyılda Güneybatı Anadolu’da Likya’da yaşamıştır. Birçok mucizesiyle tanınmış ve denizcilerin koruyucusu olarak benimsenmiştir. Denizciler tarafından aktarılan menkıbelerde onun fırtınaları dindirdiği, kıtlık zamanı depoları tahıl ile doldurduğu ve salgın hastalıkları durdurduğu anlatılır.
Aziz Nikola Myra’ya (günümüzde Demre) piskopos olarak atanmış, birçok insana Hıristiyanlığı kabul ettirmiş, hapse atılıp işkenceye uğramıştır. Konstantin Hıristiyanlığı kabul edince kurtularak 325 yılında İznik Konsili’ne katıldığına inanılmaktadır. 342 yılında öldüğü kabul edilen Aziz Nikola Rusya, Yunanistan ve Sicilya’nın koruyucu azizi kabul edilmektedir.
Demre’de Noel Baba Kilisesi ve müzesi halen ayaktadır.
Ortaçağda çocukların da koruyucusu kabul edilen Aziz Nikola Batı’da 6 Aralık’ta çocuklara şekerleme, meyve gibi hediyeler getiren kırmızı beyaz piskopos kıyafeti içinde eşeğine binmiş haliyle St. Nick olarak bilinmekteydi. Reformasyondan sonra Aziz Nikola unutuldu ve onun yerini yerel Noel babalar, örneğin Fransa’da Papa Noel aldı.
Hollandalılar ise onu unutmadılar. Denizlerin koruyucusu azizin torsosu Amerika’ya ulaşan ilk Hollanda gemisinin pruvasını süslüyordu ve ilk kiliseye de onun adı verilmişti. Hollanda’da çocukların tahta ayakkabılarını ocağın önüne yerleştirerek içine azizin eşeği için saman koymaları ve azizden hediye beklemeleri âdeti vardı. Hollandalılar azize Sint Nikolas diyorlardı, bu ad Amerikan ağzında Sinterklass’a, buradan da Santa Claus’a dönüştü.
Noel Baba’nın bugünkü görünüşünü kazanmasında 1863’ten 1886’ya kadar Harper’s Weekly dergisi için Noel resimleri çizen Thomas Nast’ın etkisi oldu. 1924 yılında Coca Cola için reklamlar tasarlayan Haddon Sundlom’un çizimleri ise onun kırmızı beyaz elbisesini biçimlendirdi. Coca Cola’da kokain bulunduğu için reklamlarında çocuk kullanmasının yasaklanması nedeniyle çocuklara seslenebilmek ve kışın da kola içilebileceğini vurgulamak isteyen şirket, Sundlom’un kampanyasını destekledi.
Noel Baba’nın kızağını çeken Ren geyiklerinin biçimlenmesi de 1939’da yılbaşı satışları için yenilik yapmak isteyen bir Chicago mağazasının reklam yazarı olan Robert May’in şiiri ve Denver Gillen’in çizdiği broşürlerin milyonlarca basılıp dağıtılmasıyla gerçekleşti.
Yılbaşı Ağacı
.jpg)
Şimdi iş daha da ilginçleşiyor, geldik meşhur yılbaşı ağacımıza.
İddiaya göre İngiliz keşiş ve misyoner St. Boniface, Alman Druidleri (Kelt kökenli rahipler) meşe ağacının kutsal olmadığına ikna etmeye çalışırken böyle bir ağacı devirmiş ve düşen ağaç bir çam fidesi dışında her şeyi ezmiştir. Paganları Hıristiyanlaştırmaya çalışan keşiş, bunu mucize olarak yorumlayıp fidenin “çocuk İsa” olarak tanımlanabileceğini söylemiştir. Bu olaydan sonra Almanya’da Noel kutlamalarında çam fideleri bulundurmak gelenekselleşmiştir.
16. yüzyıldan itibaren Almanya’da çamların kullanıldığı ve renkli kâğıtlardan yapılma güllerle, elma ve yaldızlarla süslendiği bilinmektedir. Çam ağacına ilk kandil yerleştirenin ise Protestan Reformu önderi Martin Luther olduğuna inanılmaktadır. Çam ağacı geleneği İngiltere’de Alman bir dükün oğlu olan Albert’in İngiltere Kraliçesi Victoria ile 1840’ta evlenmesiyle başlamıştır.
Yılbaşı ağacının aynı zamanda pagan Anadolu kökenli olduğu da ileri sürülmektedir. 6 Ocak gününün Anadolu’da Kibele ve Attis günü olarak kutlandığı ve bu günlerde ağaç süslendiği bilinmektedir. Ağaç kültü Türkmenlerde ve Alevilerde çok kuvvetli olduğu gibi, seyirlik oyunlarda, evlenme ve sünnet düğünlerinde alayın önünde yürütülen, insan ve hayvan resimleri, meyve, çiçek, değerli taşlar ve tellerle süslü “nahıl” adı verilen ağaç da bu külte bağlanır.
20. yüzyılda yalnızca köylerde görülen nahıllar Osmanlı zamanında devlet katında rağbet görmekteydi. İbrahim Paşa’nın ünlü düğününde biri 60 diğeri 46 bin mumla süslenmiş iki nahıl yürütülmüştü. IV. Murad zamanında İstanbul’da 55 nahılcı çalışmaktaydı.
Nardugan Bayramı

Son yıllarda yılbaşı ve Noel kutlamalarının Hıristiyan adeti olduğu, dolayısıyla ülkemizde kutlanmaması gerektiği yolundaki görüşlere karşı bir kısım insan eski Türklerde “Nardugan” adında kadim bir geleneğin olduğu, bu yapılanın da onun bir devamı olduğu şeklinde bir “savunma” geliştirdi.
Peki nedir bu Nardugan ve gerçekten kadim bir Türk bayramı mıdır?
Tarihsel kaynaklar Türklerin yaşadığı hiçbir coğrafyada Nardugan Bayramı diye bir bayram bulunmadığını gösteriyor. Bu bayram esas itibarıyla Batı kültüründeki Aziz Nikola ile bütünleştirilen Ded Moroz’a (Ayaz Dede) paralel bir tip yaratmak suretiyle Çarlık Rusya’sında başlamış, Sovyetler Birliği döneminde ise merkezi kültür politikalarıyla Hıristiyanlaştırılan Türk kavimlerinde, özellikle Tatar ve Kazaklarda kutlanması teşvik edilmiştir.
“Nar” sözü Türkçe değildir, Arapçada ateş, Farsçada meyve anlamına gelir. “Tugan” ise “doğan” anlamında bir kelimedir.
Günümüzde Rusya Federasyonu’nda yaşayan Tatar Türkleri, 1552 yılında Kazan Hanlığı’nın yıkılmasından bu yana büyük baskılar altında yaşamış, bu baskıdan kurtulmak için bir kısmı Ortodoks Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Din değiştiren bu gruba Kireşin Tatarları denmektedir. Rus Çarlığı’nın egemenliği altındaki halkları kültürel olarak da dönüştürme çabasının bir parçası olarak Kireşin Tatarları için Nardugan Bayramı icat edilmiş; Rusların hediyeler getiren, akıl ve sağlık gibi evrensel temaların temsilcisi Ded Moroz’unun Tatarca karşılığı olarak Kış Babay tipi yaratılmıştır. Okullarda Noel ile yılbaşı arasındaki bayram olarak kutlanması için çalışmalar yapılmış, bir eğlence kültürü olarak yerleştirilmeye çalışılmıştır. Tüm teşvik edici politikalara karşın bu kutlama Kireşin Tatarları dışındaki Türkler tarafından benimsenmemiştir.
Türkiye’de ise bu bayram hakkında eksik ve yanlış bilgilerden hareketle özellikle sosyal medyada hatalı yorumlarda bulunulmaktadır. Bilgi kirliliğinin kökeninde Kafkasyalı bir Kumuk Türkü olan ve asıl mesleği ekonomistlik olan Murat Adji adlı yazarın ilk defa 1999’da yayımlanan kitabında Türkçeye “Çam Bayramı” olarak çevrilen bölümde yer verdiği iddialar yatmaktadır. Adji’nin kitaptaki iddiaları bilim insanları tarafından temelsiz ve hayal ürünü olarak değerlendirilmektedir.
Adji’nin bu iddiaları ülkemizde Muazzez İlmiye Çığ tarafından yeni ilave ve yorumlarla daha ileri aşamaya taşınmış, yılbaşı kutlamalarının eski Türklerden çıktığı, aslının Çam Bayramı olduğu, sonradan Noel olarak Hıristiyanlığa geçtiği iddia edilmiştir. Çığ’ın açıklamalarının Türk mitolojisindeki ağaç kültüyle ve kutlamalarla bir ilgisi yoktur ve görüşleri yakıştırmadan ibarettir.
Adji’nin, Çığ’ın ve onların takipçilerinin tezlerinde iki temel hata bulunmaktadır.
Birincisi Türklerin ataları ile ilgili yapılan ciddi çalışmalarda, özellikle kamlık ritüellerinde çam ağacının değil kayın ağacının kutsal kabul edildiği görülmektedir. İkincisi de Türklerde ağaç süslenmez, dilek maksadıyla ona bezler bağlanır.
Sonuç olarak Nardugan Bayramı Katolik ve Ortodoksların Noel’ine öykünerek yaratılmıştır, Türk tarihiyle ilgisi olmayan yapay bir kavramdır.
Sonuç olarak biz neyi kutluyoruz?

Yukarıdaki açıklamaların da gösterdiği üzere Noel ve yılbaşı özünde bambaşka kavramlardır. Türkiye’de bu konuda son yıllarda yaşanan tartışmalar hem konu hakkında bilgi eksikliğinin hem önyargıların hem de toplumun bir kesiminin diğer bir kesimi üzerinde tahakküm kurma gayretinin ürünüdür.
Kısaca Noel Hz. İsa’nın doğuşunun kutlandığı bir Hıristiyan bayramıdır. Etrafında oluşan ritüeller ile birlikte Hıristiyanların manevi dünyasında önemli bir yer tutar.
Yılbaşı ise takvimsel bir kutlamadır. Yeni yıla girme heyecanının paylaşıldığı, dini bir anlamı ve önemi olmayan bir günde insanların tercih ettikleri şekilde eğlenmeleri için bir vesiledir.
Mesela biz şu anda bazı atalarımız gibi yılbaşını ilkbaharda gösteren bir takvim kullanıyor olsaydık 1 Ocak’ta değil, 21 Mart’ta bu kutlamayı yapacaktık ve belki de bu kadar kafa karışıklığı olmayacaktı.
Konuyu olduğundan karmaşık hale getiren noktalardan biri ise son yıllarda özünde Noel’e ait bazı ritüellerin yılbaşına uyarlanmaya çalışılmasıdır. Bunun da çözümü muhtemelen önümüzdeki yıllarda yılbaşları için daha özgün kutlamalar geliştirilmesi olacaktır.
Konunun takvimlerle ilgili boyutunu daha iyi anlamak isteyenler şu yazıyı okuyabilirler: Takvim ve Zaman - Bir Doğadan Uzaklaşma Hikâyesi
Yılbaşı kutlayan bir insan yılbaşını kutladı diye Hıristiyan olmaz, bu çok nettir.
Yılbaşı ve Noel’in istemeden birbirine karıştırılması bir bilgi eksikliği meselesiyse isteyerek karıştırılması da bir kültürel müdahale meselesidir. Görünen o ki müdahale sürecektir, mücadele de…
Bizim gibi kendi kimliğini tanımakta ve tanımlamakta güçlük çeken toplumlarda böyle kültürel konularda kiminin Batı’ya kiminin Doğu’ya özenmesi normaldir; kültür çok derin, dinamik ve tartışmaya açık bir meseledir.
Ne mutlu doğrusunu bilene!
İyi yıllar…
Kaynaklar:
1-Gündelik Hayatımızın Tarihi, Kudret Emiroğlu, Dost Kitabevi
2-Takvim Zamanın Efendisi midir?, Jacqueline de Bourgoing, Yapı Kredi Yayınları
3-https://qalam.global/en/
4-Kurmaca Bir Kutlama: Nardugan, Prof. Dr. İsa Özkan, Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi Yayınları
