Antep Neden Gazi?



Antep Savunması, tarihte eşine ender rastlanan bir direniş olarak Türk tarihine mal olmuş ve Antep’e “Gazi” unvanı verilmesini sağlamış bir olaydır.

Şimdi bu büyük kahramanlık hikâyesine yakından bakalım.

İngilizlerden Fransızlara

Mondros Mütarekesi’nden sonra 15 Ocak 1919’da İngilizler tarafından işgal edilen Antep’te haklı haksız birçok kişi tutuklanmış, bunların pek çoğu Mısır’a sürülmüş, buna karşın Antep halkı genelde sükunetini korumuştu.

Eylül 1919’dan itibaren ise alınan haberler üzerine şehirdeki hava değişecekti, bunun sebebi İngilizler yerine Ermeni destekli Fransızların gelecek olmasıydı.

15 Eylül 1919’da İngiltere ve Fransa arasında yapılan antlaşma sonucu Suriye ve Kilikya bölgeleri el değiştirdi. İngiltere, Irak ve Musul’a karşılık Kilikya bölgesini Fransa’ya bırakıyordu.

Bölgede gerginlik artarken gelişmeler Sivas’taki komutanlar toplantısında ele alındı. Hazırlanan plan tüm Müdafaa-i Hukuk teşkilatına ve bölgedeki komutanlara bildirildi. Böylece Heyet-i Temsiliye Güney Anadolu’nun savunulmasına ve bu amaçla teşkilatlandırılmasına el atmış oluyordu. Üç subay bu iş için görevlendirildi. Binbaşı Kemal “Doğan” takma adıyla, Yüzbaşı Osman “Tufan” kod adıyla, Yüzbaşı Ratip “Sinan” kod adıyla bölgenin teşkilatlanıp savunulmasında büyük bir gayretle çalıştılar ve 1920 yılında Fransızlara karşı gerçekleşecek direnişin temellerini attılar.

Fransızlar sözünde durmuyor

30 Ekim 1919’da Antep’teki İngiliz General Wayer ile Fransız komutan Felix Saint Marie tarafından bir beyanname yayımlandı. Beyannamede İngilizlerin Antep’ten çekilip yerlerini Fransızlara bırakacakları, Fransızların bu bölgede yaşayan çeşitli milletlere mensup insanlar arasında ayrılık gözetmeyecekleri, mahalli Türk hükümetinin işine karışmayıp sadece kontrol edecekleri, asayiş muhafaza oldukça bu hali devam ettirecekleri belirtiliyor, Müslüman ve Hıristiyanların Barış Konferansı kararlarını sükunetle beklemeleri tavsiye ediliyordu.

Fransızların Adana Askeri Valisi Norman da Barış Konferansı’nın vereceği karara kadar Maraş, Antep ve Urfa’nın asayişi korumak maksadıyla Fransız askeri işgali altına alındığını, “Kürtlerin şekavetlerini” kesin olarak ortadan kaldırmak için jandarmanın ıslah edilmesi gerektiğini, Fransızların İngilizler ve İtalyanlar gibi yalancı olmadıklarını söyledi.

Ne var ki Fransızlar söylediklerinin tersini yapacaklar, halka yönelik sert davranışları giderek şiddetlenirken Ermenilerin taşkınlıklarına da ses çıkarmayacaklardı.

Direnişin Kıvılcımı

İşgale katılan Fransız kıtaları arasında büyük bir Ermeni taburunun bulunması Antepli Ermenileri coşturmuştu.

Antep’te işgal başlar başlamaz halka kötü muamele başlamış, 5 Kasım 1919’da Akyol Karakolu’ndaki Türk bayrağı zorla indirilmişti.

Mahalli hükümet ve halk bayrak indirme olayını protesto ederken Mustafa Kemal Paşa da 9 Kasım’da tüm Müdafaa-i Hukuk merkezlerine Antep’in işgalinin dünya kamuoyu nezdinde protesto edilmesini bildirdi.

Direnişi ateşleyen kıvılcım ise 21 Ocak 1920 günü gerçekleşti. 14 yaşındaki Mehmet Kâmil annesiyle birlikte şimdiki İnönü Caddesi’ndeki askeri fırının önünden geçerken fırındaki sarhoş Fransız askerleri kadına sarkıntılık ederek peçesini açmak istediler. Annesini korumaya çalışan Kâmil, yerden aldığı taşla Fransızlara saldırınca paniğe kapılan Fransız askerleri tarafından süngülenerek şehit edildi.

İlerleyen saatlerde halkın artan tepkisi üzerine durumun tehlikeli bir hal aldığını gören Fransız komutan Saint Marie katillerin yakalanacağı vaadinde bulundu. Mehmet Kâmil’in babası Ökkeş Ağa’ya 100 altın tazminat teklifinde bulunan komutan, “Benim oğlum öldü. Milletim intikamını alacaktır. Ben çocuğumu para ile satacak vicdansızlardan değilim” cevabı ile karşılaştı.

Antepliler bu olayı hiç unutmadı. Şehit Kâmil'in adı merkez ilçelerden birisine verildi. Günümüzde şehirde onun adının verildiği bir cadde, bir ilköğretim okulu, bir kültür sitesi ve bir anıt bulunuyor.

Şahin Bey

Artan olaylar üzerine Antep Heyet-i Merkeziyesi birtakım tedbirler aldı ve Şahin Bey’i Antep-Kilis yolu Kuva-yı Milliye kumandanlığına getirdi. Milis güçlerini organize eden Şahin Bey, bu yol üzerinde üç savunma hattı meydana getirdi. Bu şekilde Antep-Kilis iaşe bağlantısı kesilmiş ve Antep’teki Fransız askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması çok güçleşmişti.

Şahin Bey’in birlikleri Kilis’ten gönderilen Fransız kuvvetlerini defalarca mağlup etti. Sonunda Fransızlar üç piyade alayı, 200 süvari, bir batarya top, dört tank, çok sayıda ağır makineli tüfekle donatılmış büyük bir kuvvetle saldırdı. Şahin Bey üç gün boyunca bu üstün kuvvetlerle vuruştuktan sonra birliğinin dağılmasını takiben son mermisini attıktan sonra 28 Mart 1920’de Elmalı Köprüsü’nde Fransız süngüleri altında can verdi.

Onun kahramanlığı Antep halkına hem ilham hem de güç verdi:

“Şahin’i sorarsan otuz yaşında

Süngüyle vuruldu köprü başında

Çeteler toplanmış ağlar başında

Uyan Şahin uyan gör neler oldu

Sevgili Antep’e Fransız doldu”

Bu büyük kahramanın asıl adı Mehmet Said olmakla birlikte gösterdiği mücadeleden ötürü kendisine "Şahin Bey" lakabı takılmıştır. Anısına bir ilçeye adı verilmiş, hayatını kaybettiği Elmalı Köprüsü yakınlarında, Gaziantep-Kilis karayolunun 28. kilometresinde kendisi için anıt mezar yaptırılmıştır.

Yıldırımlar ve Şimşekler

Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Kılıç Ali Bey bölgedeki direniş kuvvetlerini örgütleyip birleştirme görevini üstlendi. Şehrin her bir semtini cephe olarak organize etti, her biri 400 kişiden oluşan “Yıldırım” ve “Şimşek” taburlarını kurarak başlarına Antepli yedek subayları getirdi.

1 Nisan 1920’de Antep’te çok şiddetli çarpışmalar başladı. Fransızlar hafif silahlara sahip Türk birliklerini ağır top ateşine tutuyordu. Şehirdeki kuvvetlerin çevredeki köylerle ve Kılıç Ali Bey ile bağlantısı kesildi. 18 Nisan’da Fransızlar Antep mutasarrıfına bir mektup göndererek teslim olunmasını, aksi takdirde topçu ateşinin daha da şiddetleneceğini belirttiler. Tehdide kulak asmayan Türk kuvvetleri 19 Nisan’da çemberi kısmen kırmayı başardı. 26 Nisan’da başlayan Birinci Mağarabaşı Savaşı’nda Türk birlikleri dışarıyla bağlantıyı kurup önem taşıyan Kurbanbaba Tepesi’ni kanlı bir mücadele sonrası ele geçirdi. Zor duruma düşen Fransızlar anlaşma isteğinde bulunsa da bölgeyi terk etmeyince savaş devam etti.

Bu süreçte imkânları sınırlı Antep halkı büyük güçlük çekiyordu.

Belediye Hastanesi topçu bombardımanı sonucu yıkılıp kullanılamaz hale gelince 13 Mayıs’ta Şeyh Camii hastane olarak kullanılmaya başlandı. Halk evlerinden yataklarını getirdi, ilkel şartlarda tedaviler yapılmaya çalışıldı. Öyle ki, gazlı bez olmadığı için hoca efendilerin sarıkları kaynatılıp gazlı bez olarak kullanılıyor, kloroform olmadığı için yaralılar bayıltılmadan ameliyatlar yapılıyordu.

Antep Heyet-i Merkeziyesinin 27 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektupta dört aydır mücadeleyi sürdüren Antep’in 100 bin altın harcama yaptığı, şehrin Fransız toplarıyla yıkılıp bütün gelir kaynaklarının kuruduğu, acele yardım edilmezse Anteplilerin şehri yakmak dahil her şeyi göze alacağı belirtiliyordu.

Bu arada kayıpları artan Fransızlar Ankara Hükümeti ile temas kurma çabalarına girişti ve müzakereler sonucunda 30 Mayıs’ta bölgede geçici ateşkes anlaşmasına varıldı. Ancak Ermenilerin Kilikya’da bağımsızlık ilan etmesi üzerine 18 Haziran’da ateşkes bozuldu.

Özdemir Bey teslim olmuyor

Mücadele sürerken Kılıç Ali Bey Antep mebusu seçildiği için Meclis’e katılmak üzere Ankara’ya gitti. 8 Ağustos 1920’de Mustafa Kemal Paşa güney bölgesinde 1892-1899 doğumluların silah altına alınması için emir verdi. Aynı gün tecrübeli ve başarılı bir isim olan Şefik Özdemir Bey Antep’teki kuvvetlerin başına geçti.

11 Ağustos’ta Fransız komutanlar Andrea ile Abadie, Antep’i kuşatan Fransız kuvvetlerinin top ve tankları karşısında direnmenin mümkün olamayacağını belirtip teslim olunmasını istediler; fakat ileri sürdükleri şartlar çok ağırdı. Bu teklifleri Özdemir Bey, “Antep halkı ya ölmeyi veyahut vatanını kurtarmayı kendisine düstur ittihaz etmiştir. Bu sebeple Antep’te canlı bir insan bulundukça ve memleket baştan başa yıkılmadıkça Fransız askeri bu kasabaya katiyen giremeyecektir” şeklinde sert bir cevapla reddetti. Fransızlar bu kez mutasarrıfa gönderdikleri mektupla Antep’in Türkler tarafından imza edilmiş bulunan barış antlaşması (Sevr) ile Fransız mandasına bırakıldığını, Fransızların dine ve geleneklere saygı göstereceklerini, şehrin yine Türk memurları tarafından idare edileceğini belirtip “vatanperver kisvesi altına bürünen entrikacılara” uyulmamasını tavsiye ettiler. Mektupta Fransızların kudretli ve hayırsever olduğu, kendisine itaat etmeyenleri gerekirse zorla yola getireceği bildiriliyordu.

Özdemir Bey ve yerel yetkililerin aralarındaki müzakereler sonucu Fransızlara verilen cevapta Antep’in Fransız mandasına bırakıldığından haberdar olunmadığı, konuyu araştırmak için zamana ihtiyaç olduğu belirtilip bombardımanın kesilmesi istendi. Bu cevap Fransızları tatmin etmedi. 13 Ağustos’ta gönderdikleri yeni bir mektupla akşama kadar teslim olunursa şartların biraz hafifletileceğini, olunmazsa şehrin daha da şiddetle bombalanacağını belirtip teslim işareti olarak kale burcuna beyaz bayrak çekilmesini istediler.

Bunun üzerine şehirde yapılan toplantıda savaşın sürdürülmesi fikri ağır bastı. Özdemir Bey, “Bizim topumuz, tankımız, cephanemiz yok; ama ölmek için yeminimiz var. Antep düşer, vatan yaşar!” sözleriyle direnişin süreceğini ilan etti ve kalenin en yüksek burcuna beyaz bayrak yerine Türk bayrağı çekildi.

Fransızlar şehri yeniden bombalamaya başladı.

Çatışmalar sürerken Antep Heyet-i Merkeziyesinin acele asker desteği talebine Ankara’dan “asker takviyesi gönderilmesinin mümkün olmadığı, mahalli güçlerle düşmana karşı durulması gerekeceği” cevabı geldi. Bu cevap halkın moralinin bozulmaması için halktan gizlendi.

Şehirde büyük bir gıda sorunu vardı. Eylül ve ekim aylarında Fransız birliklerin koruması altında Ermeniler bağbozumuna çıkarıldı, böylece Türklerin ürünleri de onlara kaldı.

Denge bozuluyor

General Goubeau’nun başında olduğu bir tümenin 21 Kasım’da Fransız kuvvetlerine katılmasıyla Antep tekrar tamamen kuşatıldı. Yeni durumda güçler arasında büyük bir dengesizlik söz konusuydu. 21.500 kişilik Fransız kuvvetlerine karşı 850’si silahsız 2.900 kişilik bir Türk direniş gücü vardı.

Bu süreçte cephanesi de tükenmek üzere olan Antepliler Sabun Han’da bir imalat-ı harbiye fabrikası kurdular. Demirci, dökümcü, kuyumcu ustaları kendi aletleriyle gelip ilkel şartlarda silah üretmeye koyuldular. Barut yoktu; söğüt ağacı kömürü, kükürt ve güherçile taşta dövülerek barut yapıldı. Yemek yenen bakır sahanlardan sahan bombası, patlamayan top mermilerinden bomba, kaledeki ramazan topundan araba tekerleği takılarak mermi atan top yapıldı. Kadınlar ve çocuklar yarı aç halde çalışıp imal edilen silahları cepheye taşıdılar.

Şehirde en büyük sorun açlıktı, yetkililer şehirdeki tüm canlı hayvanları ve kalan gıdaları “iaşe-i umumiye” ambarına koydular ve her gün buradan Anteplilere ölmeyecekleri kadar gıda dağıtılmaya başlandı. Fransız birlikleri ise sürekli ikmal ediliyordu.

27 Aralık 1920’de Fransız kuvvetlerine karşı yapılan taarruz başarılı olamadı. Çarpışmalar kesintisiz devam ediyordu.

2 Şubat 1921’de TBMM gösterdiği olağanüstü direnişten ötürü Antep şehrine “Gazi” unvanını tevcih etti.

4 Şubat gecesi Albay Selahattin Adil komutasındaki birlikler Antep’i kurtarmak üzere son kez saldırıya geçti ancak başarıya ulaşılamadı.

Kefen Bayraklı Kale

Aylardır süren kuşatma sonucunda açlık dayanılmaz boyuta ulaşmıştı; şehirde insanlar otları ve bitki köklerini yiyordu. Sonunda 9 Şubat 1921’de mücadeleye son verilerek silahlar bırakıldı.

Teslim teklifini Hoca Tevfik Efendi ve Halit Bey Fransız komutana götürdü. Komutan “kaledeki Türk bayrağını indirip beyaz bayrağı çekin, ondan sonra görüşelim” deyince kendisine “Türk bayrağının indirilmesinin söz konusu olmayacağı” cevabı verildi. Bunun üzerine komutan “o zaman bayrağınızın yanına bir de beyaz bayrak çekin” dedi. Bu sefer da halk teslim bayrağı olarak asılması için beyaz bez vermedi. En sonunda Şeyh Camii Hastanesi’nde şehitlerin kefenlik bezlerinden bayrak yapılarak kaleye çekildi. Antep Kalesi böylece “Kefen Bayraklı Kale” oldu.

Antep halkı 10 ay 8 gün süren direnişinde 6.317 şehit verdi, şehirde binlerce kişi yaralandı ve sakat kaldı. Yetmiş bin top mermisiyle sekiz bin ev yerle bir oldu. Sonunda Antep düşmana değil, açlığa yenildi.

Antep’in düşmesi Güney Cephesi’nde umudu kırmadı. Üç Fransız tümeni ve 10 binin üzerinde Ermeni ile mücadele Ankara Antlaşması’nın imzalandığı 20 Ekim 1921 tarihine kadar tam 33 ay sürdürüldü.

Türk Ordusunun 59. Alayı 25 Aralık 1921 günü Antep’e girdi.

Atatürk de Gaziantepli

TBMM tarafından bir Atatürk’e bir de Antep’e “Gazi” unvanı verilmiştir.

26 Ocak 1933 günü şehri ziyaretinde Atatürk “Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar Antep’i kurtardıkları gibi Türkiye’yi de kurtardılar” ifadelerini kullandı.

Gaziantepliler de buna karşılık kent meclisi kararıyla Büyük Önder'e hemşerilik teklif ettiler. Kendisinin de tensipleriyle Atatürk Gaziantep Merkez’e bağlı Bey Mahallesi nüfusuna kaydedildi ve resmi olarak Gaziantepli oldu.


Atatürk 25 Aralık 1936’da Antep Savunması için şu ifadeleri kullandı:

“Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü Gazianteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler. Bu tek Türk şehri hiçbir yerden maddi yardım görmeksizin kendi kahramanlığı ile kendini kurtardı ve Gazi unvanını bihakkın (iyice) liyakat kesbetti (çalışarak kazandı).”

Biz de bu büyük mücadeleyi veren Antep’in tüm kahramanlarını saygıyla ve Nâzım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’ndan bir bölüm ile anıyoruz:

“Antepliler silâhşor olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar…

Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada ileri geri...

Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan Antep'in kanıydı.”


Kaynaklar:

1-Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, Selahattin Tansel, Türk Tarih Kurumu

2-Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Bir Milletin Aydınlanması, Mehmet Kılıç, Okan Üniversitesi

3-Kurtuluş Savaşı Tarihi, Celal Erikan, İş Kültür Yayınları