Masumiyet Müzesi’nin
Ruhumuzda Dokunduğu Yerler



Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanının Zeynep Günay yönetmenliğinde dizi uyarlaması gösterime girdi ve kısa sürede yoğun tartışmaların merkezine yerleşti. Arkadaş sohbetlerinde karakterlere yönelik öfke, acıma, hayranlık ve pişmanlık duyguları dile getirildi. Yayınlandığı ilk gün gözyaşlarına, ertesi gün 14 Şubat’ta çiftler arasında tartışmalara yol açtı.

Bir sanat eseri kaçınılmaz olarak çatışmaların, arzuların ve fantezilerin bilinçdışı düzeydeki sembolik ifadesidir. Orhan Pamuk, kendine özgü titizliği ve ayrıntıya verdiği önemle duyguları söze dökerken Zeynep Günay da dizide bu anlatıyı görsel bir yoğunlukla daha çarpıcı hâle taşıyor. Bu titizliğin bir başka yansıması ise müzecilik anlayışında karşımıza çıkıyor. Çukurcuma’daki Dalgıç Çıkmazı’nda yer alan Masumiyet Müzesi, romandaki duyguların nesneler aracılığıyla yeniden anlatıldığı özel bir alan sunuyor. Müzenin sayfasında yer alan şu ifade, bu deneyimin ruhumuzda nasıl yankılar uyandıracağını adeta önceden haber veriyor:

“…Pamuk, Masumiyet Müzesi'nden yola çıkarak hazırladığı bu yaratıcı kitapta; eşyaların, manzaraların, gündelik hayatımızın tuhaf, göz kamaştırıcı ve sıradan ayrıntılarından yeni anlamlar keşfediyor.”

Psikolojik açıdan bakıldığında bir sanat eseri yalnızca bir nesne değildir; sanatçı, eser ve izleyici arasında kurulan canlı bir ruhsal etkileşimdir. Olay örgüsü, kullanılan kelimeler, metaforlar tek bir üretimin ürünü olsa da her izleyicide farklı anlamlara bürünür. Üstelik aynı eser farklı zamanlarda aynı kişide dahi farklı duygular uyandırabilir. Sanatçı üretim sürecinde kendini keşfederken izleyici de eser aracılığıyla kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkar.

Orhan Pamuk, betimleme gücüyle bu yolculuğun en usta kaptanlarından biridir. Kendi aşklarını anlatırken içimizde süregiden fırtınalı duyguları seyrettirmeyi başarır.

Etkileyici bir sanat eserinin önemli özelliklerinden biri de izleyiciyi belirsizlikler ve çift yönlü duygular arasında yüzdürebilmesidir. Hikâye ilerledikçe sizin düşünceleriniz değişti mi? Hangi anılarınız canlandı? Daha önce tanık olduğunuz hangi ilişkiler zihninize geldi? Pamuk, karakterlerini derin bir gözlem ve analizle inşa ediyor, okuru hayatı boyunca karşılaştığı kişilik özellikleri ve ilişki ikilemleriyle yüzleştiriyor. Dizi de seyircilere kendi değerleri ve yaşantıları çerçevesinde özgür bir değerlendirme alanı sunuyor.

Diziyi izlerken siz kendinizi hangi karaktere yakın hissettiniz? Hangisine acıdınız, hangisine öfkelendiniz? Kimileri Füsun’u, kendini gerçekleştirmesine izin verilmeyen ve zengin bir adam tarafından hapsedilen bir kadın olarak gördü. Kimileri Kemal’i ailesinin ve Füsun’un arasında sıkışmış, korunamayan bir figür olarak yorumladı.

Sibel’i kontrolcü ve hırslı mı, yoksa aldatılmanın yarasıyla öç alan biri olarak mı değerlendirdiniz? Kemal’in babası sizce arzuları ile toplumsal baskılar arasında sıkışmış bir adam mıydı, yoksa ekonomik zorluk içindeki birini sömüren ayrıcalıklı biri mi?

Psikoloji kuramları sanatın bu çok katmanlı yapısını anlamamıza yardımcı olur. Carl Gustav Jung’a göre sanat eserlerindeki semboller arketipleri, Sigmund Freud’a göre ise bastırılmış arzuları ve çözümlenmemiş iç çatışmaları temsil edebilir. Jung’un tanımladığı arketipler kolektif bilinçdışının evrensel imgeleridir; anne, gölge, ölüm, yeniden doğuş gibi. Francisco Goya’nın Satürn Oğlunu Yiyor tablosundaki sahne yıkıcı otorite arketipini çağrıştırırken Henry Fuseli’nin Kâbus adlı eserinde kadının göğsüne çöken inkubus figürü bastırılmış cinsel kaygının sembolik bir ifadesi olarak yorumlanabilir.

İster arketipsel ister kişisel çatışmaları anlatsın, sanat dilin ötesine geçen bir duygusal derinlik yaratır. Bu yönüyle sanat, Rorschach testine benzer; aynı imge farklı kişilerde farklı çağrışımlar uyandırır.

Masumiyet Müzesi’nde karakterler, olaylar ve nesneler de birer semboldür. Pamuk ve Günay, özellikle nesneler aracılığıyla izleyicide çağrışım zincirleri başlatmayı, duyguları görünür kılmayı başarır.

İzledikleriniz kendi yaşantınızla yavaş yavaş bir yapı kurmaya başlıyor mu? İç dünyanızla ekrandaki hayatlar arasında bir köprü oluşuyor mu? Parçalı ve anlamlandırması zor duygularınız, su yüzüne çıkan imgeler gibi belirginleşiyor mu? Tanıdık bir melodi ya da anason kokusu bu duyguları daha da netleştiriyor mu?

Sanatsever, önyargılarını bir kenara bırakıp sembolik katmana yöneldiğinde kendini tanıma fırsatı bulur. Parçalanmış ya da travmatik benlik deneyimlerini düzenleme imkânı yakalayabilir. Eser, izleyici için bir aynaya dönüşür; tefekkür ve içe dönüşle sanat deneyimi terapötik bir sürece evrilebilir.

Masumiyet Müzesi’ni yalnızca bir aşk hikâyesine, toplumsal baskı anlatısına ya da nesnelerin yüzeysel sembolizmine indirgemek eksik kalır. Bu hikâyenin içinde sizin için çok daha fazlası saklı olabilir. Dizi bittikten sonra kendinize biraz zaman ayırın. Dalgıç Çıkmazı’nda, uzun süredir kapalı duran kendi iç müzenizin kapısında beklediğinizi hayal edin. Müziği açın, düşüncelere izin verin.

Belki de keşfedecekleriniz sizi şaşırtacak. Ve belki, eski Nişantaşı’nın bir kafesinde duygularınızı paylaşırken Kemal ile Füsun’u karşı kaldırımda el ele yürürken görür gibi olacaksınız.

Not: O çanta dükkânına girerken bir daha düşünün.


Doç. Dr. İsmail Mete Şaylan

Doç. Dr. İsmail Mete Şaylan, 1971 yılında İstanbul’da doğmuştur. Tıp eğitimini 1996 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak hekimlik mesleğine adım atmıştır. Psikiyatri uzmanlığını ise 2001 yılında İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Psikiyatri Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Ruh sağlığı alanındaki akademik ve klinik çalışmalarını yıllar içinde derinleştiren Şaylan, Kasım 2021’de Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında doçentlik unvanını almıştır.

Klinik pratiğinin yanı sıra uluslararası araştırma deneyimine sahip olan Dr. Şaylan, 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) Beyin Araştırmaları Biriminde gönüllü araştırmacı olarak bulundu. 2006 yılında Viyana Klinik Araştırmalar Okulunda Psikiyatrik Klinik Çalışmaların Bilimsel Yönü eğitimini tamamlamış, aynı yıl Oxford Üniversitesinde Tıpta Sistematik Derleme eğitimine katılmıştır. 2017’de aldığı Adler Koçluk Eğitimi ile danışanlarla çalışırken bütüncül ve modern yaklaşımlar geliştirmiştir.

Doç. Dr. İ. Mete Şaylan şu an Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi’nde görev yapmaktadır.